Dünya Bilim Tarihinde Rüyalar
Dünya Bilim Tarihinde Rüyalar ve Bilimsel Keşifler
“ Örnek Rüya Ta’bir ve Te’villeriyle Rüya Konusuna Kuşatıcı Bir Bakış ” isimli makalede belirttiğimiz üzere insan hem maddi hem manevi bir varlıktır. Bununla birlikte her insanda geçmiş ve gelecek algısı bulunmakta; bu algılara dayanan duygular insanda doğmaktadır. Gelecek endişesi ve geçmiş üzüntüsü gibi… İnsanın bu çok yönlü yapısından dolayı görülen rüyaların içerikleri de farklı şekiller alıyor. İnsan metafizik âlem ve maneviyat noktasında huzura, sükunete ve gelişmeye muhtaç olduğu gibi; fizik dünya açısından da aynı şeylere muhtaçtır. Bu manada rüyaların ilham tarzı olanları metafizik dünyamızı ihya ettiği gibi, fizik dünyamızı da inşa eder ve yol gösterirler. Cenab-ı Hakk, insanların manevi ve maddi hayatlarının gelişmesini istediğini bu tarz rüyalarla gösteriyor. Örneklerini vereceğimiz rüyalar, her biri hakikati farklı sahada arayan, keşfetmeye çalışan, elinden gelen her şeyi yapıp artık çaresiz ve âciz düşen fikir ve bilim insanlarına ait… Bu manada şu an faydalandığımız ve günlük hayatta kullandığımız birçok eşyanın arkasında ve temelinde yine birer sâdık rüya yatmaktadır.
Örnek rüya: Elias Howe ve Dikiş Makinesi Hakkında…
20. asrın başında Kanadalı Elias Howe, dikiş makinası üzerinde çalışmaktadır. Makinanın bütün parçalarını bulmuş fakat iğnenin biçimi konusunda kalakalmıştı. Bunu bir türlü çözemiyordu. Uzun mu, kısa mı, oval mı olacaktı; nasıl olacaktı acaba?
Bu düşünceler ve çaresizlik içinde iken, uyuyakaldı. Bir rüya gördü. Rüyasında kendisi durmadan kaçıyor ve ardından bir Kızılderili kovalıyordu. Az daha kendisini yakalayacaklar… Ter içinde ve korkudan dilini yutmuş hale gelmişti. Tam o sırada ayağına bir çivi batıyor. İşin ilginç tarafı çivi, ayağına sivri tarafıyla değil baş kısmından batmış ve çivinin sivri kısmı dışarıda durmaktadır. Acısı o kadar fazlalaşmıştır ki, bir türlü çıkaramıyor. Nihayet kararını verir. Çivinin sivri tarafına bir delik açacak ve oradan bir sicim geçirip var hızıyla çekecek ve çiviyi ayağından çıkaracaktır. Bunu yapınca çivinin kolaylıkla ayağından çıktığını görüyor. Sonra heyecan ve ferahlama içinde uykudan uyanıyor.
Uykudan uyandığında, uzun zamandır zihnini işgal eden düğüm çözülmüş ve dikiş makinesinin iğnesine verilecek şekil iyice canlanmıştı.
Örnek rüya: Otto Loewi ve Formülü Hakkında…
20. asrın başında yaşamış ve tanınmış bir Alman kimyacı olan Otto Loewi, 1936 yılında çok detaylı araştırmalara girişmişti. Muhtelif kimyevi maddelerin sinir sistemi üzerindeki etkilerini inceliyordu. Çalışmalar oldukça onu yormuş ve bitkin hale getirmişti. Yaptığı çalışmaları formülleştirmek istiyor fakat o formülü bir türlü bulamıyordu. Bu çaresiz halet-i ruhiye içinde bir gece kendini yatağına zor atabildi. Biraz sonra kendini bir rüya ortamında görür.
Bakar ki günlerdir uykusunu kaçıran ve kafasını allak-bullak ettiği halde bulamadığı formül bütün açıklığıyla rüyada kendisine gösteriliyor:
- “ İşte, aradığın formül ” deniyor. Heyecanla uyanır.
Uyandığı zaman formülü gördüğüne bir türlü inanamamıştı. Fakat hemen hatırladığı kadarıyla formülü kaydetmeyi de ihmal etmedi. Fakat formülü yazarken bir yere gelip takıldı ve kaldı. Üzüntüsünden ne yapacağını bilemedi.
O günü bu üzüntü içinde geçirdi. Ne kadar gariptir ki, ertesi gece aynı rüya yine kendisine gösterildi. Tekrar görmenin verdiği heyecan ve mutluluk içinde formülü iyice ezberledi. Uyandığı zaman daha yüzünü yıkayıp giyinmeden hemen laboratuarına koştu ve formülü tamamen not etti. Böylece “ Sinir Faaliyetinin Kimyevi Etkileri ” adlı keşfini yapmış oldu. Bu çalışmasıyla Nobel Tıp Ödülünü kazandı.
3. Örnek Rüya: Prof. Hermann Hilbrecht’in Asur Kitabelerini Çözümlemesi Hakkında…
Milattan önce 2000’li yıllarda Mezopotamya’da hüküm süren Asurlulardan kalan kitabeler üzerinde çalışan uzman Prof. Hilbrecht, bulduğu kitabelerin birçoğunu çözmekle beraber 2 tanesini bir türlü okuyup çözememişti. Ne kadar çaba gösterdiyse sonuç alamamış ve tam bir çaresizlik içinde kalmıştı. Bu çaresizlik içinde bir gece rüya görür:
Acayip kıyafetler içinde bir kişi rüyasında gelerek, kendisinin bu kitabeleri okuma işinde ona yardımcı olacağını söyler. Bu ilginç kıyafetli adam Prof. Hilbrecht’i bir talebe gibi karşısına alarak takıldığı yerleri birer birer ona gösterir ve okur. Kitabelerin çözülmesinin heyecanıyla Prof. Hilbrecht birden uyanır.
Prof. Hilbrecht uyandığı zaman, kitabede okuyamadığı ve çözemediği kısımları zihninde iyice yazılmış olarak bulur. Böylece insanlık ve dünya tarihi açısından önemi olan o kitabeler de tam olarak okunmuş ve ilim dünyasına kazandırılmıştır. Asur devleti tarihi bu sayede iyice aydınlanmıştır.
4. Örnek Rüya: Kanadalı doktor Frederick Grant Banting şeker hastalığı üzerinde çalışıyor, insanlığı yaygın bir şekilde muzdarip eden bu hastalığa kalıcı bir çözüm bulmanın hummalı gayretini gösteriyordu. Anlatıldığında göre, takip eden gecelerin birinde bir rüya görmüştü. Berrak görülen bir zemin üzerinde bir formül görülüyordu. Dikkat etmiş ve formülü bütün detayıyla bellemişti.
Uyandığı zaman, günlerce çektiği sıkıntının ardından çok mutlu ve heyecanlı idi. Hemen hafızasında geceden kalan formülü bir tarafa kaydetti. Artık şeker hastalığını denilen âfete yarayan “İnsülin” keşfedilmişti. Dr. Frederick, bu başarısından dolayı 1923 yılı Nobel Tıp Ödülünü aldı.
5. Örnek Rüya: Danimarkalı atom âlimi Niels Bohr, uzun zamandır giriştiği bir denemesinde sıkıntısının atıp da neticeye varamamıştı. Bir gece bir rüya gördüğü bildirilmektedir.
Rüyasında göz alabildiğine bütün güzelliğiyle bir uzay sunulmuştur önüne… Birtakım karışık küreler el ele tutuşmuşlar ve çok intizamlı bir şekilde harmoni içinde hareket etmektedirler. Daha bunun yanında birçok karışık şeyler de görür.
Bohr, uyandığı zaman, uzun zamandır atom çekirdeğini meydana getiren zerrelerin nasıl birleştiğini ve çekirdeğin nasıl parçalandığını anlıyor. Bunun ardından çalışmalarını yoğunlaştırarak 20. Yüzyılın en büyük keşfi olan atomu parçalamanın yolunu buluyor. Bu çalışmasından dolayı 1922 yılı Nobel Fizik Armağanını alıyor. Bilindiği gibi atom bombası da bu çalışmadan mülhem olarak meydana getirilmiştir.
Fizik, kimya, tıp, tarih ve tekstil mühendisliği ile ilgili bu örnek rüyalar gibi sayısız rüyalar ilim ehlince görülmüştür, keşiflerinin anahtarı olmuştur. Görülmeye de devam edecektir.
Rüyalar ve Tabirleri ile Görünür Hale Gelen Bazı Bilimsel Keşifler
Karmaşık görünen, bazen bir birine zıt surette görünen farklı kişilere ait benzer imajlı rüyalar veyahut aynı kişiye ait farklı zamanlarda görünen ortak içerikli rüyalar, konuya aşina olmayan veyahut benzerlikler arası bağlantıları kuramayanlar için zihin karışıklığına yol açsa da meseleyi derinliğiyle ele alıp kuşatıcı olarak ona bakan kişiler açısından fennî bir takım keşiflerin anahtarı olurlar. Bu konuya dair bazı örnek rüyalar:
Örnek Rüya 1: Hz. Peygamber’e (ASM) İkram edilen Süt ve Hz. Ömer (RA)…
Medine yıllarında bir gece Hz. Peygamber (ASM) şöyle bir rüya görür:
- “ Bir gece rüyasında kendisine bir kâse dolusu süt sunulur. Sunulan bir kâse sütü alır ve içer. Kâsenin dibinde bir yudum süt kalır. Kalan o bir yudumluk sütü Hz. Ömer’e (RA) verir.”
Ertesi gün bu rüyayı arkadaşlarına anlatır. Kendisinden rüyayı te’vil etmeleri istenilince, şöyle buyurur:
-“ Ben bunu ilimle te’vil ediyorum. İlim, ruhun gıdasıdır; süt de bedenin… Aralarında bu münasebet vardır. Bu rüya gösterir ki, ilimden Ömer’in bir payı olacaktır. ”
Örnek Rüya 2: Süt ve Fırat İlişkisi…
Âhiret âlemlerinde bir seyahat olan Mi’raçta Hz. Peygamber’e (ASM) “ Bir kâse süt ve bir kâse şarap ikram edilir ve:
- ‘ Birisini seç ’ ” denilir. Hz. Peygamber (ASM) sütü seçer. Bunun üzerine Cebrail (AS) Ona der ki:
- “ Sen fıtratı seçtin. Eğer sen şarabı almış olsaydın, senden sonra ümmetin azgınlaşırdı. Sütü tercih etmekle sen de fıtrata yöneltildin, ümmetin de fıtrata yöneltildi. ”
Hz. Peygamber (ASM) Miraç’taki bu hadiseden yola çıkarak rüyalar hakkında genel bilgi verdiği durumlardan birisinde şöyle der:
-“ Rüyada süt, fıtrata işaret eder. ”
Akla Gelebilecek Bir Soru: Hz. Ömer ile ilgili rüyada süt, “ ilim ” ile tevil ediliyor. Miraçtaki hadisede ve rüyalar hakkındaki genel bilgi veren hadiste ise “ fıtrat ” olarak te’vil ediliyor. Burada bir tenakuz yok mu?
Cevap: Yoktur. Bilakis bu te’viller yaratılışa ait en temel bir meselenin perdelerini aralıyor: Yaratılışın en büyük bir temeli, ilimdir. Allah, ilmiyle yaratır ve ilminden yaratır. Yokluk ve yok olma diye bir şey imkânsızdır. İnsan, Allah’ın ilminin farklı boyutları arasında yolculuk yapan bir seyyahtır. Ezelden tâ ebede… Fıtrat denilen insan doğası da, bu sonsuz İlahi ilmin bir tecellisinden ibarettir.
Sonuç olarak dersek: Şu an hemen herkesin bildiği genetik yapı ve kodlar, bu 2 farklı rüya ve te’vili ile keşfediliyor.
Örnek Rüya 3: Bu rüyayı Hz. Peygamber’in (ASM) bir arkadaşı görüyor. Bu sahabe Naha isimli bir kabilenin ileri gelenlerinden birisidir. Medine’ye gelirken yolda görüyor ki: “ Bir eşeği varmış. Hamileymiş… Eşeği bir oğlak doğuruyor. Fakat doğan oğlak alaca renkte... ” O da şaşkınlık içinde uyanıyor. Medine’ye varıp Hz. Peygamber’in (ASM) huzurunda Müslüman olduktan sonra Hz. Peygamber’e (ASM) gördüğü rüyayı ve tabirini soruyor. Hz. Peygamber (ASM) rüyayı dinledikten sonra ona şöyle bir soru yöneltiyor:
- “ Buraya gelirken arkada hamile bir câriye bıraktın mı? ” Sahabe:
- “ Evet, hamile bir cariyem vardı. ” Hz. Peygamber (ASM) bunun üzerine,
- “ Câriyen doğurmuş ” diyor. Zürâre isimli sahabe tekrar sorar:
- “ Neden alaca renkte doğurdu? ” Zürare başkalarının yanında bu soruyu alenen sorduğu fakat verilecek cevap özel olduğu için Hz. Peygamber (ASM) ona kendisine yaklaşmasını söyler ve sessizce ona sorar:
- “ Sende sedef hastalığı var mı? ” Bu soruya sahabe o kadar şaşırır ve der ki:
- “ Ey Allah’ın Resulü, seni hak ile gönderene yemin ederim ki, benim hiç kimsenin bilmediği bir sedef hastalığım var. ” Bunun üzerine Hz. Peygamber (ASM) der ki:
- “ Doğan çocuğa da o hastalık geçmiş. ” Demek sedef, genetik bir hastalık… Bu rüya bu manada tıbbî bir keşiftir. Tıp ilmi, Hz. Peygamber’in (ASM) bu tespitini doğrulamaktadır.
Kişinin eşi, onun devamlı yükünü çekmesi ve ona sosyal hayatta yol aldırması noktasından bineği olarak rüyada görünüyor. Özellikle câriyesi… Evet gözle göründüğü üzere kadınlar, gerek ev idaresi, gerek çocuk terbiyesi, gerek eşinin ihtiyaçlarının karşılanması noktasında ailede çok ağır bir yükü kaldırıyorlar. Rüyada eşeğin oğlak doğurması gösterir ki, doğan çocuk inatçı ve dik başlı bir karakter sahibidir.
Örnek Rüya 4: Üniversitede yüksek lisans yapan bir arkadaşım var. Kendisi üniversite yıllarından itibaren maneviyata ve dine yönelmiş. Okuduğu lise, karma bir okulmuş. Bir ara memleketine gitmişti. Bu gidişinde lise yıllarından tanıdığı kız arkadaşları onunla buluşmak istemişler. O da kabul etmiş. Görüşme esnasında arkadaşımın bir hayli üstüne gitmiş, onu sıkıştırmış ve bunaltmışlar. Arkadaşım kibar yapılı olduğu için onları incitmek istememiş fakat kendini de ifade edememiş. Bu hava içinde o gece uyuduğunda şöyle bir rüya görüyor:
“ Bir meydan vardı. Meydanda bir grup halinde atlar koşturuyordu. Onların ayaklarından havaya kalkan tozu ve dumanı ben yutuyordum. Bu hal içinde uyandım. ” Rüyayı kendisinden ilk dinlediğimde:
- “ Sen yakın zamanda veya o rüyanın öncesi gün veya akşamda bir olay yaşadın mı? ” diye sordum. O da:
- “ Evet ” diyerek girişte bahsettiğim detayları verdi. Bunun üzerine mesele aydınlandı. Ona dedim ki:
- “ İtaatkâr, kolay karakterli ve uysal kadınlar rüyada koyun olarak; isyankâr ve zor karakterli kadınlar ise, rüyada at olarak görünür. Rüyadaki meydan ise, kişinin irtibatta olduğu kadarıyla sosyal hayat ve yeryüzü demektir. ”
Örnek Rüya 5: Dinî bir gruba üye dul bir arkadaşım, kendi gruplarından biriyle evlenmek istiyor. Ona muhtemel adaylardan bahsediliyor. O da bunun üzerine bir rüya görüyor: “ Bir meydanda bulunuyordum. Önümdeki alanda koyunlar ve atlar bulunuyordu. İlginç taraf şu ki, koyunların ve atların baş kısımları aslan şeklindeydi. Arka kısımları koyun ve at şeklindeydi. Atlardan bir tanesi krem rengindeydi. Onu çok beğendiğimden gözümü ondan alamıyordum. Fakat kafası aslan şeklinde olan bu atın aynı zamanda bir boynuzu da vardı. Sonra uyandım. ” Rüyayı sorduğu zaman yeni tanışmaya başladığımız dönemdi. Kişisel dünyasını bilmiyordum. Daha önceki bilgilere dayanarak soru sordum:
- “ Evlenme niyetin var mı? ” Bunu sorunca daha bir şaşkınlık geçirdi. Sonra da kadınların yapılarına dair önceki rüyalardaki bilgileri verdim. Bana, aslana benzemelerini sordu. Ben de
- “ Şu devrin dindar hanımları dahi yırtıcı ve vahşi bir karakter taşıyorlar ” diye rüya bildiriyor dedim. Sonra eski dindar eşinin yırtıcı yapısını ve ondan çektiği sıkıntıları beyan edip hak verdi.
Örnek Rüya 6: Önceki rüyanın içeriğini birebir destekleyen diğer bir rüyayı yakın bir arkadaşım anlattı. Kendisi yaklaşık 13-14 yıllık evli... Önceki rüyayı ve içeriğini anlatınca kendisinin böyle bir rüya gördüğünü hatırladı. Dedi ki: “ Evlendiğim gece rüyada görüyorum ki, bembeyaz bir atı oturduğum apartman dairesine sokuyordum. ” Rüyadaki atın bembeyaz olması, ya gelinlikten kinaye veyahut da evlenilen hanımın, tertemiz olmasına işaret…
Bu art arda rüyalar kadınların ana karakterine dair kolektif bir bilinçaltı sembolü teşhis ve tespit olup psikoloji bilimi açısından bir keşiftir. Kur’an ikisi de iktidar sahibi peygamber olan Hz. Davud’un (AS) kıssasında, koyunlardan; Hz. Süleyman’ın (AS) kıssasında atlardan bahsederek, bu sembolizme işaret eder. Başka manalarını reddetmemekle beraber…
Örnek Rüya 7: Yaklaşık 14 yıl önce görülen bir rüya… Rüyayı gören kişi üniversitede okuyan bir öğrenci… Görüyor ki: “ Spor salonu gibi bir yer var. Etrafta duvar falan yok. Karşısında kız ve erkek karışık olarak üniversite öğrencileri var. Öğrencilerin başları bir birine yaslanmış ve hepsi de kendilerinden geçmiş haldeler. Arkadaş çarpıcı bir detay fark ediyor ki, öğrencilerin hepsi çıplaklar ve daha da ilginci cinsiyetsiz bir suretteler. ” Rüyayı gören öğrenci şaşkınlık içinde uyanıyor. Rüyayı şu şekilde anlayabiliriz:
Rüyada elbise, dinî yaşantı ve takva demektir. Bu manada rüyadaki çıplaklık, dinin anlattığı doğrular ve hakikatlerden uzaklığı ifade eder. Elbise, bedeni koruduğu ve onu güzelleştirdiği gibi; doğrular ve gerçekler de insanın ruhunu ve maneviyatını koruyor ve onu güzelleştiriyor. Rüyadaki kendinden geçmişlik hali ise, sarhoşluk, şuurunu yitirmek ve gaflet demektir. Evet yaşadığı dünyanın ve hayatın manasını keşfetmeye en yakın kişiler şuurlu ve aklı başında gençler olduğu gibi, ondan en uzak olanlar da şuursuz ve sarhoş gençlerdir.
Rüyadakilerin cinsiyetlerinin olmaması ise, erkeklik ve kadınlık karakterlerinin onlarda belirmemiş olmasıdır. Bunun sebebi ise, kız-erkek karışık ve sıkı fıkı olmalarıdır. Diğer bir sebebi ise zıt yapıların birbirine ihtiyacından kaynaklanan aşk hakikatinden ötede, zevk odaklı bir anlayışla bir birlerine yaklaşmalarıdır.
Evet iş zevke inince, cinsiyet algısı ortadan kalkar. Hayat Pompei’de olduğu gibi feci ve iğrenç bir hale kadar varır. İnsanın gerçek mutluluğu ve tatmini ise, yaratılış itibariyle taşıdığı fiziksel yapısı ile bütünleşik olan ruhundaki incirlik ve zeytinlik karakterlerini açmak, bu sayede gerçek bir erkek ve hakiki bir kadın vaziyetini almaktadır. Bu yönleriyle bu rüya sosyal yapının “Cinsiyet Eşitliği” algısı ile aldığı veya alacağı çürüyen gençlik imajını yansıtmasıyla sosyolojik ve psiko-sosyal bir keşiftir.
Binlerce görülmüş, görülen ve görülecek olan rüyalar sağlıklı ta’bir ve te’villeriyle bilimsel birer keşfin anahtarı olurlar. Evet Cenab-ı Hakk, yarattığı kulların manevi ve maddi dünyalarının düzenini, gelişmesini ve saadetini istediğini her tabakadan insana gösterdiği manası zahir veya gizli bu tarz rüyalar ile ifade ediyor.
Erdem AKÇA